Owl and Sparrow / Baykuş ile Serçe

Posted on 15/03/2012

0


owlandthesparrow

Owl and Sparrow, annesiz babasız bir miniğin, günümüz Saigon sokaklarında tek başına sürdürdüğü bir varoluş çabası. Ufaklık kaba amcasından, yetimhaneden ve açlıktan kaçarken dokunduğu hayatları aile özlemiyle birbirine bağlar. Ne kadar Dickensvâri öyle değil mi…

Thuy uzun bir yolculuğun ardından şehre gelir gelmez hemen kendisi gibi sokaklarda çalışan çocukların tavsiyeleriyle iş bulur. Nehir kenarında kartonlardan kendine bir yatak yapar. Duruma çabucak adapte olur. O kadar sosyal ve açık gönüllüdür ki, yakından tanıştığı iki yetişkinle derin sohbetler eder, ihtiyaçlarını, zayıflıklarını yani insani güzelliklerini keşfeder. Lan yalnız, aşkı aramayı artık bırakmış, bundan yorgun düşmüş bir kadın. Hai ise gelenekçi, sakin, suskun, eskiye takılıp kalmış bir adamdır. Serçe ve baykuş. İki farklı sınıftan birbirinden çok farklı bu insanların birlikte mutlu olabileceği ilk kimin aklına gelmiştir sizce?

Dördüncü bir karakter ise ışıklı, gürültülü, karmaşık Saigon. “Büyük bir şehirde çekilen yalnızlığa dair bir film yaparken, şehre bir aşk mektubu göndermek istedim.” diyor yönetmen. Tuhaf, surreal bir organizma gibi, ayrı düşürdüğü parçaları, sonradan yine anlamsızca birbirine bağlanan yollarda buluşturabilir. Aşk da, yuva da, mutluluk da şu köşeyi dönünce bir anda karşınıza çıkabilir. Cesur bir çocuk olursanız elbette.

Yönetmen Stephane Gauger, yarı Vietnamlı bir Amerikan. Hayatının ilk yılları Saigon’da geçmiş. Sonra doksanlarda tekrar gelip gitmeye başladığında şahit olduğu Saigon, yeni yeni gelişmeye başlayan, sınıf farkının belirginleşmeye başladığı çok kutuplu bir şehir. Motorsiklet şehri olarak betimlediği şehrin hislere bir çeşit saldırı olduğunu anlatıyor. Derken 10 yaşında bir minik, kararlı adımlarla şehrin gündüzüne ve gecesine ekleniverir.

Anlatım sade. Düz bir kronoloji kullanılmış. Vietnamda geçiyor, ama otantik bir Vietnam hikayesi olmasından cok, Avrupalı izleyici hedef kitlesi alınmış. Kültüre, tarihe, sosyal duruma açık bir gönderme yok. Hikaye, hikaye aşkına ve en temel duygularıyla insanı anlatıyor.

Gauer, film seti olarak şehrin sokaklarını kullanmış. Günün her saati trafigi durdurmadan, hiç müdahalesiz, hatta -oyuncuların en doğal ve şaşırtıcı performansı hep ilk seferinde verecekleri farz edilerek, senaryolu fakat- provasız çekim yapılmış. Korkarım yönetmenin şehirden esinlenerek kullandığı görüntü tekniğini çok yorucu ve dikkat dağıtıcı buldum. El kamerasıyla çok yakın plan, hareketli çekimler, bol kesim ve çokça montaj ile şehrin enerjisi, akış hareket yansıtılmak istenmişse de mekan algısını zedelediğini düşünüyorum. Yönetmen teknik olarak Wong Kar-Wai’den etkilendiğini belirtiyor, fakat burada hikaye korkarım bu tekniğe uygun değildi. Kar Wai hikayeleri çok olay, keskin dönüşler, ironi, kovalamaca ve yüksek bir enerji içerir. Bu anlamda görüntüyü beğenemediğim filmi yazısını yazmak üzere ikinci sefer izlerken çok zorlandım.

Fakat film için belirttiğim bu görüş, genel izleyici kitlesinin filme duygularını yansıtmıyor. Yeni bir akımın başında sayılabilecek Vietnam sineması, doksanlardan günümüze çok gelişmiş. Ülkede 2000’li yılların başlarından bu yana sinema okulları kuruluyormuş, fon daha çokmuş ve bağımsız işler arttığından gerekli izinleri almak daha kolaylaşmış. Yapımcı Timothy Bui ve yönetmen Stephan Gauer Vietnam Sinemasını değerlendirirken henüz teknik şartların ve hikayeciliğin çok gelişmediğini itiraf ediyorlar. Yönetmen aynı gişe başarısını sonraki filmlerinde yakalayamamış olsa da, uluslararsı düzeyde beğeni toplayan bu film, bu Asya ülkesinin gelecegi acısından iyi birşeylere işaret ediyor diye düşünüyorum.

Kaynaklar: yapımcı Timothy Bui ve yönetmen Stephan Gauer ile Sf Appeal için Alex Barkett’ın gerçekleştirdiği roportaj, Asian Express icin Joe Nyugen roportajı, Visual Communucations röp., Jason Whyte röp., CAAM roportajı,

Posted in: Filmler