Aoi Bungaku / Mavi Edebiyat

Posted on 12/03/2012

0


aoi-bungaku-main

青 い文学シリーズ  – Mavi Edebiyat, birbirinden bağımsız 6 mavi, yani karamsar ve hüzünlü klasik Japon edebi eserinin kısa hikâyeler şeklinde 12 bölümlük animeye adapte edilmiş hâli, hem Japon edebiyatına ufak bir giriş, hem de Madhouse’un değişik yönetmen ve anime ekiplerinin stillerini içeren bir look-book gibi.

Öncelikle serinin her bir bölümü açılışta, Masato Sakai tarafınden tanıtılıyor, bu kısa girişler eser ve yazarlar hakkında ilgi çekici bilgiler ve yorumlar içeriyor. Uyarlamaların tadını kaçırmadan kısaca bölümlerden ve konu edindikleri hikâyelerden bahsedelim.

I

人間失格 –  Ningen Şikkaku  / Osamu Dazai (1948)

aoi-no-longer-human

aoi-no-longer-human-4

Animenin ilk 4 bölümü Osamu Dazai’nin 1948’de yazdığı, yer yer otobiyografik (olduğu düşünülen) eserine ayrılmış. Türkçeye insanlık dışına sürülmüş, artık insan değil gibi çevirebileceğimiz kitap, Dazai’nin başyapıtı olarak kabul ediliyor ve Japonya’da en çok satan ikinci romanmış. Sonuncusu iki bölümden oluşan üç günce şeklinde yazılmış. Ōba Yōzō peşini bırakmayan travmatik çocukluk anıları, bir türlü ulaşıp memnun edemediği babasının aklından çıkmayan yüzü ile boşlukta süzülen, ilişki kurmakta güçlük çeken, sık sık intiharı düşünen bir genç adamdır. Bir şekilde insanlığını yitirmiş, artık ancak gerçek hayatın gölgesi olabilecek derinlikten yoksun bir yaşam sürebilmektedir. Böyle bir hayatın değer kazanması mümkün mü? Ne kadar iyi niyet ve fedakârlık gerekli, aynalardaki bu canavarı durdurmak için?

Serinin ilk dört bölümünü oluşturan Ningen Şikkaku’nun yönetmenliğini  Morio Asaka üstlenmiş. Meşhur Takeshi Obata‘nın (Death Note) karakter dizaynının, anime severlere bu kısımda tanıdık gelebileceğini düşünüyorum. Obata, kitabın yakın zamanda basılan bir versiyonuna illüstrasyonlar yapmış.  Serinin geri kalanı gibi, klasik anime stilinden çok, gerçekçi ve sanatsal bir yaklaşım sergilenmiş.

II

Sakura no mori no mankai no şita / Ango Sakaguçi  (1947)

aoi-sakura-2

aoi-sakura

“Ormanda açılmış kiraz çiçeklerinin altında” gibi çevirebileceğimiz eserle, devrinde Japonları sık sık şaşırtan Sakaguçi, alışılmamış bir düşünce daha ortaya atıyor. Kitabın ana kahramanı, korkusuz bir haydut olmasına karşın, baharda kat kat açıp sessizce süzülen kiraz çiçeklerinden son derece korkmaktadır. Ango, İkinci dünya savaşından sonra yazdığı Darakuron’da da, insan olmak için önce tükeniş ve yok oluş yoluna girmek gerektiğini, ancak bu şekilde insanlığın inkişaf edebileceğini savunuyordu.

Serinin beş ve altıncı bölümlerine tekabul eden bu hikayeyi yine Madhouse’un en bilinen ve başarılı işlerinden olan Death Note’un yönetmeni Tetsuro Araki  yönetmiş. Karakter dizaynı (belirgin bir şekilde) Bleach severlerin yakından tanıdığı Kubo Tite‘ya ait. Seride klasik anime stiline en yakın bölümler bunlar, (büyük gözler, gerçekte olası görünmeye kaslar, arada komik veya karanlık anlarda anime stilinin aniden çibiye* kayması gibi), ayrıca kitap 47’de yazılmış olmasına rağmen, animede sık sık günümüz sanatına ve pop kültürüne göndermelerde bulunulmuş. Amaç hikâyedeki ironiyi gözler önüne sermek olabilir. Tuhaf bir şekilde kiraz çiçeklerinden ödü kopan adamcağız, eve oyuncak olarak kesilmiş kellelerle oynamaktan hoşlanan bir hatunla döner…

III

こころ Kokoro / Natsume Sōseki – (1914)

Kokoro, Japonca’da kalp anlamına gelen kelime. Roman Japonya’da gelmiş geçmiş en yüksek satışa sahip romanmış. Meiji döneminden modern çağlara geçiş zamanlarıdır ve toplum bunun etkisiyle alabildiğine bölünmüş, hayatlar ve ilişkiler değişmektedir. İki çağın birbirine geçiştiği bu dönemde suçluluk, ego, utanç gibi hislerin klasik bir adam olan Sense ile (üstâd, hoca anlamına gelir), modern çağa ayak uydurmuş şehirde dul bir kadın ile kızının misafirhanesinde kalan bir adamın dostluğu üzerinden işlenmiştir.

Serinin yedi ve sekizinci bölümlerini Shigeyuki Miya yönetmiş. Karakter dizaynı yine Obata‘ya ait. Aslında tüm hikâye yedinci bölümde anlatılıyor. Sonra senarist Mika Abe’nin eklediği sekizinci bölüm, tamamen anlatıcının (ben) tarafından anlatılan orijinal hikâyeden ve yedinci bolümden farklı olarak olup biteni bir de Sensei’in bakış açısından yeniden çekilmiş. Aynı şeylere dair hafızalarındaki farklar, tüm olayın yeniden yorumlanmasına imkan tanıyan bu bölüm, kullanılan renkler  itibariyle de ilkinden farklıydı ve iki dönemin insanının hayatı algılayışlarına nüfuz etmeye imkan sağlayan bu yaklaşım çok keyifliydi.

IV

走れメロス Haşire, Melos! / Osamu Dazai (1940)

aoi-run-melos-2

aoi-run-melos

“Koş, Melos!”,  Osamu Dazai’nin 1940’da, Yunan hikâyesi Damon ve Pythias’ı uyarlayarak yazdığı bir kısa hikâye. Melos ve Selintius’un samimi dostlukları, inanılmaz bir testle sınanır… Söylentilere göre, hikâyeyi Dazai, yaşadığı bir olay üzerine yazmıştır. Arkadaşının otelinde kalan yazarın parası çıkışmamış, borç alıp parayı hemen getirmek üzere ayrılmış fakat borcu isteyemediğinden günlerce dönmemiştir. Arkadaşı dört gün sonra nihayet beklemekten sıkılıp onu bulur ve serzenişte bulunur. Dazai cevap verir; “Dostum Dan, hangisi daha zordur, beklemek mi yoksa bekletmek mi?” Kitap, Melos ile Selintius adlı iki dostun hikayesini içerir. Selintius ölümü pahasına kız kardeşinin düğünü için ayrılan Melos’un yerine hapse girer. Melos’un geri dönmek için 3 günü vardır. 3. gün güneş doğarken hâlâ yetişememiş olursa, yerine arkadaşı Selintius idam edilecektir.

Senaristliğini Sumino Kawashima’nın üstlendiği animede ise, konu bu tarihi oyun sekliyle değil, günümüzde yaşayan biri tiyatro yazarı diğeri oyuncusu olan iki eski dost ile anlatılmış.  Dazai’nin oyunu Melos ve Selintius’u yazmakta olan Takada, oyunun etkisiyle yıllar önce verdiği sözü tutmadığı için ayrı düştüğü ve o zamandan beri öfke ve acıyla andığı arkadaşı Joşima’yı hatırlar. Ve bu hatıralar, iki arkadaşın küllenmiş dostluğunu alevlendirir. Bu güzel güncel dokunuşla, anime hem çok derinlikli olmuş (bir yandan Takada oyunu yazmaktadır, zaman zaman flash backlerle anılarını, zaman zaman da flash forwardlar ile çok başarılı olan oyununu-hem de tiyatro sahnesinde- izleriz), ayrıca animasyonlar ve çizimler oldukça başarılıydı. Serinin bu kısmının yönetmenliğini Ryosuke Nakamura üstlenmiş. Sonuç olarak beklemekten yorgun düşmüş Takada / Selintius, kendine rağmen koşup yetişmeye çalışan Melos’u yazarken düşünür; beklemek mi daha zordu, yoksa bekletmek mi?

V

蜘蛛の糸 Kumo no Ito / Ryūnosuke Akutagawa (1918)

aoi-spiders-thread

aoi-spiders-thread-2

Örümcek Ağı’nı yazar** o dönemde okuduğu Karamazov Kardeşlerde geçen, Gruşenka’nın meşhur “Bir baş soğan” hikâyesinden esinlenerek yazmış. Buda Şakyamuni cennette gezinirken, lotus çiçekleriyle kaplı havuzun dibinden görünen cehennem çukurunda debelenip duran Kandata’yı görür. Kandata, yaşarken eli kanlı rezil bir katildir, fakat bir örümceği öldürmemiş, canını bağışlamıştır. Bu içten küçük iyiliği karşılıksız kalmaz, Buda ona ince, apak bir örümcek ağı uzatır.

Atsuko Ishizuka‘nın yönetmenliğini yaptığı bu bölüm, bir sonraki ile beraber (Cehennem Ekranı) alternatif bir evrende geçiyor. Şehirdeki kan, yoksunluk ve vahşetin yegâne sebebi tuhaf görünümlü, bol makyajlı, egoist ve yüzeysel bir imparatordur. Tüm anime Kandata’nın bakış açısından, ölümünden bir gece öncesinden itibaren anlatılmış. Görsellik oldukça güzeldi.

VI

地獄変 Jigokuhen / Ryūnosuke Akutagawa (1918)

aoi-hell-screen-2

aoi-hell-screen

İmparator Horikiva’nın arzusu üzerine, ressam Yoşihide, Budist cehennem’i çizmeye başlar. Fakat görmediği bir şeyi çizemeyeceği düşüncesi, bu büyük ve ölümsüz eseri ortaya çıkarma şehvetiyle birleşince Yoşihide yavaş yavaş aklını yitirmeye ve zarar vermeye başlar. Döneminde gazete serisi olarak ortaya çıkan bu kısa hikâye, sarada yaşayan bir hizmetkârın bakış açısından anlatılmış.

Örümcek Ağı gibi Cehennem Ekranı da İshizuka tarafından yönetilmiş. Üstelik ikisi de aynı alternatif evrende geçiyor. Kitaptan farklı olarak İmparator, Yoşihide’den ölünce halkını ve ülkesini izlemek istediğini belirterek, ülkenin gerçekçi bir betimlemesini büyük mezarının tüm duvarlarına ve yerlerine çizmesini ister. Fakat gözlem yapan ressam, ülkede acı, işkence ve yoksulluktan başka bir şey göremez. O yüzden ebedi hayatı olarak gördüğü mezarını Horikiva için bir dünya cehennemi şeklinde betimler. Yalnızca o denli büyük alevleri hiç görmediğinden, çizmekte sorun yaşamaktadır. Ölümü pahasına çizdiği bu  eseri tamamlayabilmesi için Horikiva’nın buna çok acı verici ve tüketici bir çözümü vardır.

Başyapıtlar mavidir…

Örnek olarak paylaştığım resimlerden de görebileceğiniz gibi, çizimler ve animasyon hep harika, görsellik hat safhada. Serinin müziklerini Hideki Taniuchi (1–8) ve Shusei Murai (9–10) yapmış. Uyarlamaların tümü eserleri başarılı bir şekilde yansıtıyor, dahası o modern, karanlık, olgun Madhouse dokunuşu mevcut.

Paylaşılan tüm eserler Japonya’da okullarda temel eser olarak okutuluyormuş. Fakat girişte Sakai’nin belirttiği üzere, bu denli mavi eserler ne kadar çok bilinirse bilinsin, bir popülerlik beklemek naiflik olur. Yalnızlık, kendiyle başa çıkamama, intihar, ihanet, dünya cehennemi, kendini aramak için başlayacak ve dayanacak bir nokta bulamamak… Bu eserler dönemlerine ve yazarlarının ruhuna bir pencere açıyor. Neredeyse tümü, karanlık dünyayı ustaca betimlerken; yalnızca Koş Melos! nispeten iyi denebilecek bir sonla bitiyor. O da ağzınızda metalik bir tat ve burukluk bırakarak.

Mavi Edebiyat’ı izlemenizi tavsiye ediyorum.

*Çibi: Karakterlerin küçük, çocuksu, sevimli, ses ve hareketleri deforme olmuş şekilde çizildiği anime formu.

**Akuragawa’nın başka çok satan bir eser Rashomon da Kurosawa’ya tam bir uyarlama olmayan ünlü filmi çekmek için esin olmuştu.

Kaynaklar: Wikipedia, Official anime website, Anime News Network, Makaleler: POC Review, Nihon Review.

Posted in: Anime Diziler