Wandafuru Raifu / Yaşamdan Sonra

Posted on 13/02/2012

0


wandafuru-raifu21

Yönetmen Hirokazu Koreeda’nın ikinci filmi Wandafuru Raifu, diğer tüm dillere After Life / Yaşamdan Sonra olarak tercüme edilmiş. Oysa “Şahane Hayat” anlamına geliyor (kulağa geldiği gibi, Capra’nın It’s a Wonderful Life‘ ından esinlenilmiş). Geriye dönülüp bakıldığında, şahane bir hayattan bize ne kalır? Elbette anılar, zengin bir hafıza…

Hikâye odur ki, ölen herkes bir bekleme odasın veya terminal işlevine sahip bir kurumda karşılanır. Durum onlara açıklanır, şimdi hayat bitmiştir, sırada sonsuzluk vardır. Fakat sonsuzluğa götürmek üzere, tek bir hatıra seçmeleri gerekmektedir. Geri kalan her şey yok olacak ve tek bir anıda yaşamaya devam edilecek. Bir sonsuzluk boyunca. Siz olsanız, neyi seçerdiniz?

Uzun bir belgeselcilik geçmişinin ardından sinema kariyerine, “bu sefer de kurguda” hayatı yakalama arzusuyla başlayan yönetmen, bir röportajı çözümlerken bu filmin senaryosu aklında belirmiş. Öldükten sonra, tüm hayatımız montajlanmış, bir film gibi gözlerimizin önünden geçse nasıl olurdu diye filizlenen düşüncenin çiçeği olarak düşünebileceğimiz film, eski bir okulda geçiyor. 22 yeni merhum daha kuruma giriş yapmıştır. Kendileri de ölü olan çalışanların mülakatlar ve anıların yeniden canlandırılması için bir haftası vardır.

Böylece insanlar hafızalarının derinliklerinde yolculuğa çıkarlar. Onları bir odada, karşımızda, sandalyede oturmuş anlatırken izleriz. Belli belirsiz bir gülümseme ve heyecanla, durup hatırlamaya çalışarak veya zihninden geçen görüntülere yetişmeye çalışır gibi soluksuzca anlatan, hayatını yâd eden, bir zamanlar sizin benim gibi, belki de hiç ölmeyeceğine inanarak günlerini doldurmuş 22 yeni merhum.

Filmin konusu öldükten sonra insanlara ne olduğundan ziyade, hıfzedildiği şekliyle hayattır. Yüzüne çarpan güneşten, ilk çocuğunu kucağına aldığı o âna, metroda bir yaz günü yapılan bir yolculuktan, ağabeyle yenen bir yemeğe anlatılan anıların çoğu gerçek insanların gerçek anıları. Filmin ilk kısmı belki de bu yüzden ikinci yarısına kıyasla çok çok iyi. Koreeda film için 500 sıradan insanla görüşmüş, ve filmde de bu insanlar rol almış. Bir yarı-belgesel olarak nitelendirebileceğimiz filmin bu kısmında müdahale yok, senaryo yok, gülümseyişler ve yaşaran gözler hep gerçek. Hatırlanan / seçilen anıların basitliği ise inanılmaz güzel. Dökülen kiraz çiçekleri altında parkta geçirilen bir gün, tüm sadeliğiyle yaşam, o kadar canlı ve güzel ki, sonsuzluk boyu içinde kalınsa yeridir. Sizin de böyle bir anınız var mı?

Kendi değimiyle “öylesine” bir evlilik, “öylesine” bir iş hayatı olan, görünüşte başarılı ve parlak Ichiro, yanına alacak anı bulamaz. Hayatı hep yapması gerektiği için yaptığı şeyler, derinlemesine yaşayamadığı anlarla doludur. Sonradan çalışanlardan birisi olan Takashi ile bir bağı olduğunu keşfedeceğimiz bu yaşlı adam hayatının her yılı için bir kasetten oluşan 71 yıllık bir arşivi izleyip o anı bulmaya çalışır. Paralel bir hikayede ise “Ne yani, herkes buraya mı geliyor,” diye serzenişte bulunarak (benim de o anki hislerime tercüman olan) Isheya ise bir anı seçmeyi reddetmektedir.

Anıların hazırlanıp çekildiği ve daha çok çalışanların hayatlarına/ölümlerine odaklanılan ikinci bölüm bana biraz daha sönük, kapalı ve sıkıcı geldi. Anıların yeniden inşası bir görsel sanat ekibiyle yapılır, el kameraları ve yapay malzemeler kullanılır. Şartlar o denli sınırlıdır ki, bulutların arasında Cessna ile yapılan bir uçuş, pamuklarla ve yanlarındaki kanatları kesilip üst kısmına monte edilmiş başka bir uçakla gerçekleştirilir. ‘Film’in bazen gerçekten daha doyurucu olduğu fikrine zaman zaman katıldığını belirten yönetmen bir röportajında açıklıyor. Marifet gerçeğinin kötü bir kopyası olan bu statik imajlarda değil, bir zamanlar o anları duygularla doldurmuş olan gözlerdedir. Bu anlamda sanat, doğrudan fark edilemeyen hayatı görmek için takılmış kalın çerçeveli biçimsiz bir gözlük gibi. Kendisinden çok, insanda işaret ettiği ruha bakmak gerekiyor.

Yanlış hatırlamıyorsam hiç fon müziği duymadığımız filmde, görsellik ve işleniş yönetmenin ilk filmi Maboroshi’ye göre çok sadeydi. Çalışanların günlük hayatı akıp gitmektedir, soğuk kış gününde kaynayan çayın buharı, odanın camlarını buğulandırır, kar avluya dökülür yavaş yavaş, Shiroi ( Çalışanlardan biri, 18 yaşında bir kız) annesinin karnındaki rahatlığı hatırlamak umuduyla sıcak banyo suyunun içine dalar, uzun yıllardır bu işi yapan Takashi’nin şakaklarını, ellerini gözlemler. Koreeda, belirli bir sanatsal teknikten çok, anlatmak istediği hikayeyi kadraja sığdırmakla ilgili görsel tercihler yaptığını belirtiyor. Dare mo Shiranai, Hana, Aruitemo aruitemo gibi sonraki işlerinde de bunu görmek mümkündür.

Anlatım da oldukça düz ve sade. Yönetmen anıları göstermek için flash-back kullanmayı reddetmiş. “birinin hatırladıklarını göstermemeyi kural edindim,” diyor “çünkü (gösterdiğinizde) izleyen kişinin hayal gücündeki körelmeye katkıda bulunuyorsunuz.” Hakikaten, anıların nörolojik yöntemlerle canlandırılacağı, yüksek teknoloji sanal dünyaların kurulduğu veyahut izleyicinin anıdan anıya first-person sürüklenmesi beklenebilecek modern holywood, blockbuster işlere kıyasla (ki buradan o türü beğenmediğim veya tasvip etmediğim anlaşılmasın) film buğulu bir kış gününde anneannenizden dinlediğiniz gençliğine dair bir gün gibi, ışıl ışıl ve çok gerçek bir his bırakıyor.

Bir zamanlar roman yazarı olmak istediğini okuduğum yönetmen, daha beş-altı yaşlarındayken Alzheimer hastası dedesini, zamanla aynanın karşısında kendi yüzünü tanıyamaz hale gelene dek hafızasını kaybederken izlediğini anlatıyor. Bu filmde de ölümü, hıfzedilip biriktirilen hayattan ayrılmak olarak betimleyen yönetmen, kayıp, yaşamış olmanın özü ve belleğe dair bir seyirlik sunuyor. Ben de izlerken ve sonrasında düşündüm. Seçim yapmayı reddeden Isheya ile kendimi özdeşleştirme arzuma rağmen, çeyrek asırlık hayatımda tutulup bırakılmayacak bir anı bulamadım. Sanki daha hiç ‘orada olamamışım’, hiç bir ‘an’ı yakalayamamışım, sonsuzluğun bir ucu bana hiç dokunmamış gibi…

Tagline: What is the one memory you would take with you?

Kaynaklar: IMDb, Yönetmenin röpörtajları: GreenCineStaff / Cathleen Rountree ile, Rumpus / Shimon Tanaka ile, Film Reference / Tina Gianoulis ile, Film Scouts roportajı.

Posted in: Filmler