Tekkonkinkreet

Posted on 10/02/2012

0


tekkonkinkreet_04

Tekkon kinkreet, Taiyō Matsumoto’nun 93-94 yılları arasında Black&White adıyla yayınlanan seinen* mangasının Anime uyarlaması.

Şehir büyük, gürültülü, şehir nefes alıyor, değişiyor, bozuluyor, dökülüyor, ama bu şehir aynı zamanda ev. Şiro (Japonca beyaz) ve Kuro (Siyah) birbirlerini aile, Takaramaçi’yi (Japonca hazine kasabası anlamına geliyor) de ev biliyorlar. Ve insan evini korumalıdır. Sevmese bile, yıkılıp gitmesine izin veremez.

Şehrin bir köşesinde, sokakta bir arabada yaşıyorlar. Kendilerine kediler adını takmışlar. İki vahşi sokak kedisi.. Sürekli yüksek yerlerden, şehrin kalbini tutarken izliyoruz onları. Yakuza (Sıçanlar) bir kez daha sokaklarda “zehir saçmaktadır”, fakat bu sefer Yılan da ekibe dâhil olmuştur. Bu sefer, düşman durdurulabilir görünmüyor.

Bu bir kahramanlık veya macera öyküsü değil. Bu bir hayatta kalma öyküsü. İnsan sadece ekmek ve suyla hayatta kalamaz. Tutunacak bir şeye ihtiyacı vardır. Tünelin sonundaki ışığı görmeye ihtiyacı vardır. “Tanrı Şiroyu yaparken birkaç vidayı eksik bıraktı. Kalbinde birkaç vidayı. Kuro’nun da eksik vidaları var. Ama bende onda olmayan her şey var. Onda da benimkiler.” diyor Şiro. Yin ve Yang.

Amerikalı yönetmen Michael Arias , mangayı okurken ruhen çok tuhaf bir durumda olduğunu anlatıyor. Eşini kaybetmiş bir arkadaşına destek olmak için Tokyo’daymış. Kobe depreminden hemen sonra, Subway Sarin olayları esnasında, şehir sürekli panik ve yıkım halindeyken, televizyonlarda yakuza haberleri, başlarından geçen helikopterler, duyurular, bir çeşit sürreal, post apokaliptik dünyayı, arkadaşının yüksek bir gökdelendeki dairesinden izlerken, mangayı okumuş, ve yıllarca elinden bırakamamış. Çünkü çok sevilen neredeyse her eserde olduğu gibi Arias mangada kendini bulmuş..  Manganın on yıl sonra çekmeyi başardığı bu uyarlamasında yin ve yang göndermesi açıkça var olsa da, odakta hep Kuro var. O, kardeşi Şiro ile, sürekli kafasının içinden gelen sesler arasında kapana kısılmış biri. Bu anlamda o bir modern dünya insanı (balkondan Tokyo’yu izleyen Arias gibi). İçinden bir ses ona bu pisliğe katlanması gerekmediğini, yok etmesi, yıkması ve yakması gerektiğini, öfkesine teslim olması gerektiğini, ancak o zaman var olabileceğini fısıldıyor. Şiro, birilerini incittiklerinde Tanrı’dan özür diliyor. Bir elma çekirdeği gömüyor toprağa. Etrafındaki her kıpırtıya, her mesaja şaşırtıcı derecede açık, Takatamaçi’de bir kuş ölse, bu Şiro’ya dert oluyor. İhtiyar Kuro’yu uyarıyor. “Düşündüğünden daha güçlü O, senin ona daha çok ihtiyacın olabilir.”

Çok fazla animasyon/anime izlemeyen biriyseniz bile bilmeniz gereken bazı temel şeyler var. Bunlardan biri, yapım şirketi olarak Studio 4°C ve Aniplex’i görürseniz, aklınızı başınızdan alacak bir görselliğe hazırlanmanız gerektiği. Bu anime, daha önce Animatrix’de Wachowski’lerle çalışmış olan yönetmenin ilk “yönettiği” işi. Aslında uzun yıllar görsel efektler ve animasyon yazılımı geliştirme üzerine çalışmış. Bu filmde Arias, diğer bilindik Japon yönetmenlerin aksine  çizmeyip, kreatif danışmanlığı ve adeta Tekkon’a duydukları sevgiden dolayı duyanın geldiği büyük bir ekibi yönetme işini üstlenmiş. Storyboard’ın çiziminde 4 kişi çalışmış. Bunlardan ilki   tudio 4°C’nin tanıdık isimlerinden Hiroaki Ando . (Metropolis, Steamboy, Freedom gibi bilindik işlerde Storyboard, CGi yönetmenliği, Teknik Yönetmenlik yaptı). Kuro ve Shiro’nun çizimleri eş zamanlı olarak iki ayrı sanatçıya yaptırılmış. Shojiro Nishimi , Kuro’yu içeren sahnelerde çalışmış, aksiyon ve geniş set sahnelerde çok başarılıdır, karakter draması, diyalog gibi ince işlerde çok başarılı Chie Uratani ise Shiro’lu sahneler üstünde çalışmış. Yönetmenin çok sert ve stoik bir arkadaşı olarak tanıttığı, Masahiko Kubo (Kemonozume, Cat Soup, Dennou Coil, Paranoia Agent gibi işlerde key animatordu) ise Yakuza’lı sahneler üzerinde çalışmış. Çıkan sonuç harika, kendi gözlerinizle görmelisiniz. Matsumoto bir yerde Takaramaçi’yi devrilmiş bir oyuncak kutusuna benzetmiş. Çok çekici ve renkli görünür, fakat aynı zamanda kırık dökük ve sıkıntı vericidir. Manganın sadık bir okurunun elinden çıktığı belli olacak şekilde, şehir bu tanıma çok uyuyordu. Bir de şehir içindeki her şeyle beraber mangadakine göre çokça büyütülmüş. Bir nevi görsel öğelerin altı animasyona uygun olacak şekilde çizilmiş yani. Arias’a göre animenin yıldızı şehirdir. İlk sahnelerde daha el işi, yumuşak, nostaljik görünen şehir hikaye ilerledikçe evrimleşerek daha modern, karanlık, metalik bir yere dönüşüyor. Böylece, değişen karakterlerimizle beraber, eski aydınlık günler geride kalıyor. LA’li yönetmeni asyaya geldiiğinde ilk vuran şey de buymuş. Yıllar geçse de bir marketin hep yerinde kalacağı yerleşik, müreffeh ve durağan Kaliforniya aksine, Hong Kong, Tokyo, ( ve İstanbul) organiktir. 50’li ve 60’lı yılların Çin, Hindistan ve Japonya resimleri, çocuk kitaplarından ve eski reklamlardan resimler çizimler esnasında modellenmiş. İlk sahnelerin birinde kubbeli, dört minaresiyle koskocaman bir cami de görmek mümkün.

Animasyonlar da aslında iyi bir teknik adam olan yönetmenin bu yeteneğini nazara verir cinstendi. Taşınabilir kamera efekti kullanılan bu işte hareketler çok doğal ve gözü yormuyor.

Tüm bu sanatsal öğeler şu ana kadar bildiğim kadarıyla hiç animelerle çalışmamış İngiliz elektronik müzik grubu Plaid’in soundtrackleri ile desteklenmiş. Kuro’nun fırtınalarını dindiren, cennetten daha dün inmiş gibi görünen güzel çıcuk Shiro’nun sesi (çığlık attığı o sahne hariç) terapi gibi geldi bana. “anshiin, anshiiiiin” (rahatlaaa, rahatlaaa)

Shiro’nun hayal dünyasına ve Kuro’nun ruhunun derinliklerine yapılan yolculuklar ise görsel olarak çok doyurucuydu. Sürreal, aydınlık bir bahçe ve karanlık bir kuyu. En sonunda ruhunun derinliklerinde Kuro bir karar vermek zorunda kalır. Bu kısım manganın, hareketi, sesleri ve renkleri içeren anime türüne adapte edilmesinin en iyi yanıydı.

Evet karakterlerdeki bu dualitenin, ve “dostluk” konusunun Japon işleride çokça kullanılıp yorulmuş kavramlar olduğunu biliyorum. Fakat bu anime, karakter dizaynıyla, görselliğiyle ve yin ile yangi (hep yapıldığı üzere)düşman taraflara değil de aynı tarafta birbirini destekleyen; dünyada hayatiyeti, nefesi, çiçeklenmeyi devam ettiren bir tarafa koymayı seçmesiyle, ve hem açıkça Şiro’nun (beyaz), Kuro’dan daha güçlü olduğunu dile getirmesiyle bence muhtemel alışılagelmişlikten sıyrılıyor, ve gördüğü ilgiyi fazlasıyla hak ediyor. Kesinlikle izleyin**.

*Seinen manga: Yetişkinlere yönelik görsellik ve konu içeren manga.
**Japonca olanını izleyin, çünkü İngilizcesinde replikler japoncasına göre çok basit ve sığ olmuş.

*** Tekkonkinkreet; Tekkin Konkurito kelimesinin bir çocuk tarafından yanlıs telaffuz edilmiş hali, ve çelik katkılı beton anlamına geliyor. Şiro kelimeyi yanlıs hatırlamıyorsam bir sefer telaffuz ediyor, yagmur yagdığında betonun kokusunu sevdiğini belirtmek için ^^

Rated R for some violent and disturbing images, and brief sexuality.

Kaynaklar: My Anime List, Yönetmenin röportajları: de-vice icin Andrez Bergen ile, IONCINEMA icin Benjamin Crossley-Marra ile, ANIPAGES roportajı. )

Posted in: Anime Filmler