Taare Zameen Par / Yerdeki Yıldızlar

Posted on 09/02/2012

0


taare-zameen-par

Ishaan Nandkishore Awasthi(Darsheel Safary), ilk bakışta haşarı bir çocuktur. Hiçbir zaman yapması gereken şeyi yaparken bulamayacağınız, hani şu ne kadar anlatırsanız anlatın sizi hiç dinlemiyor gibi görünen, ödevlerini asla zamanında yapmayan, yerinde durmak bilmeyen, çantasında o günün kitaplarından hiçbiri olmadığı halde hep dolu bir çantayla gezinmeyi başaran, koskoca bir caddede gidip her seferinde muhakkak üstünü başını mahvedecek ufak bir çamur çukuruna denk gelebilen. Tanıdık geldi mi, durayım mı artık?

Aslında filmin açılışından itibaren Ishaan’ın özel bir hayal gücü olduğu, derslerle olmasa bile canlılarla ve etrafıyla çok ilgili olduğu seyirci için bir sır değil. Fakat ailesi ve öğretmenleri çocuğun “nasıl olması gerektiği”ne kafayı öylesine takmışlar ki, bunları gözlemleyebilecek durumda değiller. Bu da filmin (bitmek bilmeyecek gibi görünen) ilk yarısı boyunca ufaklığa bir çeşit psikolojik işkence etmeleriyle sonuçlanır. Hatta işler o denli çığrından çıkar ki disiplinli baba sekiz yaşındaki bu ufaklığı adam edileceği bir yatılı okula gönderir. Burada da günleri birbirinden kötü geçen ve daha ilk günden neredeyse tüm öğretmenlerinin antipatisini kazanan İshaan artık hayal gücünün de onu mutlu edemediği hiç kaçış olmayan bir yerdedir. Ta ki resim öğretmeni Ram Shankar Nikumbh (Aamir Khan), onda tanıdık bir şeyler görüp, problemin ne olduğunu anlayana kadar.

Ishan dil/okuma ile ilgili çok yaygın bir öğrenme bozukluğu olan disleksiden muzdariptir aslında. Dolayısıyla filmde de çok hoş bir şekilde verildiği üzere, dünya ona biz normal insanlara göründüğünden çok farklı görünmektedir. Okulda başarılı olabilmek için özel öğrenme tekniklerini ve bolca sabrı da kapsayan bir ihtimama ihtiyaç duymaktadır.  Bunu fark eden resim öğretmeninin aileyi bilgilendirdiği sahne, Ishaanla birlikte tüm o sıkıntılara katlandığımız için mi bilmem, çok samimi, gerçek, keyifli ve tatmin ediciydi doğrusu.

Film oyuncu Amir Khan’ın yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi. Konusu itibariyle, modern Bolywood’da tek tük örneklerine rastlayabileceğimiz; bir önermesi olan, toplumsal bir soruna işaret eden ve ilham veren nadir yapımlardan olduğunu söyleyerek başlayayım. Zaman zaman Ishtaar’ın dünyasına girip etrafı onun gözlerinden izlemek de oldukça eğlenceliydi. Ana tema olan Taare Zameen Par başta olmak üzere müziklerin ve dansların tümü çok eğlenceliydi. Ram Shankar’ın öğretmenlik yaptığı gelişme bozukluğu olan özel öğrencilerin gittiği Tulip’s School’da geçen sahneler çok içten ve ilham vericiydi. Hint sinemasını daha yeni yeni keşfetmekte olduğumu itiraf edeyim, ama sınırlı süredeki deneyimlerimde, bu renkli, hareketli türde hep çok samimi, çok insani, çok insaflı, beni derinden etkileyen bir şeyler gördüm. Burada da yönetmen Amir Khan’ın İshaan’a ulaşmaya çalıştığı ilk günlerde döktüğü göz yaşlarını çok güzel buldum.

Ishaan’ın hayatına o güne dek girmiş ailesi de dahil herkesin oldukça anlayışsız, ve hatta kaba portrelenmiş olmasını dramatik etkinin olabildiğince güçlendirilmesi isteğine bağlıyorum. Bu sayede film ile bir zamanlar Ishaan’ın oturduğu sıralarda oturmuş, veya şimdi onun gibileri eğitip yetiştirmekle sorumlu konumdaki insanlara daha yüksek bir frekansla ulaşmak hedeflenmiştir. Yer yer açıkça belirttiği üzere film aslında yetişkinlere büyük bir çağrı görevi üstlenmiş. Üstüne üstlük, bu “kurtarıcı öğretmen” durumu gerçeğe de uygun, çünkü öyle veya böyle, herkes geriye dönüp baktığında, onun yakasını bırakmayan veya ondan bıkıp usanan bir yığın insanın içinde o bir tane öğretmenini hatırlar.


Yapıldığı ülke açısından değerlendirmek gerekirse, film yüksek nüfus ve sosyal eşitsizliklerin bir sonucu olarak akademik başarıyı insanların hayatları pahasına arzuladıkları bir ülkede ğeçiyor bunu hatırlayalım.  Bu anlamda Ram Shankar’ın aileye ve meslektaşlarına serzenişi çok manidardır.

Eleştirmek istediğim bir nokta, senaryo ile alakalı. Filmin ilk yarısı yani bu onun özel ihtiyaçlarına karşılık veremeyen sistemin kurbanı olan ufaklığın yavaş yavaş neşesini, canlılığını ve umudunu kaybettiği kısım çok uzun tutulmuştu. Bunun yanında resim öğretmeni ile yaptığı çalışmalar, yavaş yavaş kendine güvenmesi, hayata tekrar adapte olduğu kısımlar aksine çok çabuk geçiyordu.

Öğrenme bozukluklrı, psikiyatrik ve davranışsal bozukluklar aslında etkileri ve bedelleri bakımından bir iç kanamadan farksızdır. Fakat onları fark etmek, sonrasında kabul etmek ve son olarak kontrol altına almak çok zor ve sabır isteyen işlerdir. Filme kritik yazan Psikiyatrlar Dr. Rao ve Krishna, filmin olsa olsa bu büyük, iç burkan problemi naif bir basitliğe indirgemekle suçlanabileceğini yazmışlar. Ishaan filmde (disleksinin doğasına da uygun olarak) yüksek artistik yeteneğe sahip bir çocuk olarak kurgulanmış. Fakat öyle de olmayabilirdi. Bu anlamda filmin alt başlığını çok manidar buldum. Her Çocuk Özeldir. İyi resim yaptığı veya çarpım tablosunun tamamını bir bakışta ezberlediği için değil, yalnızca insan olduğu için özeldir. Yeter ki koşturmayı ve kalıba sokmayı bırakıp ona tanımak ve anlamak isteyen gözlerle bakmasını bilelim.  Şöyle bir düşün, okulda bulunduğumuz o kısacık zaman, tüm hayatımız boyunca kullanmayacağımız bir ton şeyi öğrenmeye çalışmakla değil de, kim olduğumuza, neyi iyi yaptığımıza, kendimizle nasıl mutlu olabileceğimize dair fikirler edindiğimiz renkli zamanlar olsaydı, hiç karne almamız gerekmeseydi, resim derslerinde önümüze konan modelleri kopya etmek yerine, içimizden gelen şeyleri çizmemize izin verilseydi, farklı insanlar olur muyduk?

Tagline: Every Child is Special
Kaynaklar: IMDb, Wikipedia, Wake Up Call from Stars on Ground – TS Sathyanarayana Rao, V.S.T Krishna; Department of Psychiatry, JSS Medical College Hospital, Mysore – 570 004, India.

Posted in: Filmler