Idiot / Budala

Posted on 08/02/2012

0


idiot-budala-13

ИДІОТЪ, Dostoyevski’nin aynı adlı romanının TV için çekilmiş 10 bölümlük Rus yapımı uyarlaması.

Üniversiteye yeni başlamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam Kanal 7 diziyi Türkçe dublajlı yayınlıyordu. Şimdi hatırlayamadığım bir sebeple oturup izleyememiştim (zaten TV’den dizi takip edebilecek özveriye hiç sahip olmadım) Yıllar sonra nihayet seriyi baştan sona izleme fırsatı bulduğumda, bu kısa karşılaşmada Prens Lev Nikoloyoviç Muşkin’le (Yevgeny Mironov) ilgili edindiğim olumlu fikrin az bile olduğunu düşündüm.

Dostoyevski Budala’yı finansal sıkıntılarından dolayı yazmıştı. Kumara ve borca batmış durumdaydı, entelektüel buhranların pençesindeydi, üstelik epilepsisi çok vahim duruma gelmişti. Romanda, yozlaşmış bir dünyaya inmiş, ete kemiğe bürünmüş (adeta) bir melek anlatılır. Fakat Rusya/insanlık bu denli karanlığa gömülmüşken, bu güzel adamın anlattıkları bir budalanınki kadar manalıdır ve ancak o kadar karşılık bulur.

Vladimir Bortko’nun yönetmenliğini üstlendiği eser, zannederim prime time da insanların başına gelebilecek en tuhaf şeylerden biriydi, çünkü modern anlamda sinemaya zor uyarlanacak yapısına rağmen (koyu karakter tanımlamaları, çok fazla olay ve düşünce, uzun monolog ve diyaloglar, ağdalı fikri akış vs.) neredeyse hiç bir değişikliğe ve kısaltmaya gidilmeden, roman tamamıyla seriye yansıtılmış. Düşünün ki akşam çayınızı içerken izlediğiniz dizide bir karakter yaklaşık sekiz dakika artan bir heyecanla konuşuyor. Neden bilmiyorum, aklıma televizyonlara kilitlenmiş, elinden örgüsü, gazetesi, bardağı, telefonu düşmüş bir ülke dolusu gözü yaşlı insan geliyor. Ve okuduğum sınırlı sayıdaki yorum (Rusça bilmediğimden sınırlı sayıda), haklı olduğumu düşündürdü bana.

Senaryosu, kurgusu ve set, kitaba sadık kalma kararından sonra az çok netleşmiş olan eserde tahmin edebileceğiniz gibi bütün iş oyuncuya düşüyor. Rus modern sinemasına aşina olanlarımıza hemen tanıdık gelecek birkaç yüzle beraber geneli tiyatro geleneğinden gelen oyuncuların hepsi harikaydı. Prens çocuk saflığında, her duygu hemen yüzünden okunur, giyinişi, bakışı, konuşması hep bu dünyanın dışından gibidir. Parfiyon Rogojin (Vladimir Mashkov) tutkulu, koyu renkli gözleri insanın ruhunu yok etmek ister gibi ateşle bakar. Nastasya Filipovna, prensin ifadesiyle “cehennemi geçip, tertemiz çıkan”, gözlerinde derin bir hüzün ve ince keskin bir delilik vardır. Tüm bu ana karakterlerin replikleri kadar hareket ve ifadeleri de önemlidir.  Bortko iç mekânda odada olduğunuz izlenimini veren dinamik yakın plan çekimler, zaman zaman büyük toplulukları içeren geniş plan statik çekimler ve mimiklere ve bakışlara odaklanıp karakterin düşüncelerine ve ruhuna nüfuz etmemize yardımcı olacak portre çekimler kullanmış.  Bazen kamera alışılmadık şekilde eğiliyor ve hızla hareket ediyor bu ilk gördüğümde bana çok tuhaf gelmişti, itiraf etmeliyim ki bunu profesyonel olarak değerlendirecek bilgiden yoksunum, fakat sahnenin psikolojik yapısına çok uygun buldum.

Estetik bir anlatım olarak melodram, günlük konuşma olay ve kişilere bir baskı uygulayarak, moral ve ruhsal yönlerinin altını çizmektir / bir çeşit kömürü elmaslaştırma gibi düşünün. Sıradan insanlar kahraman veya anti kahraman olur, günlük konuşmalar daha derin bir anlama işaret eder, olaylar sonuçta iyilik veya kötülük doğuran büyük ve anlamlı bir bütünün parçalarıdır. Hayatın sonuç devşirilebilecek somut, altı çizilmiş bir anlatımı, bir şeyler edinmeye hazır izleyiciye adeta enjekte edilir. 2000’lerin başları, ekonomik stabiliteye ve sosyal refaha öncesine nispeten kavuşmuş Rusya için, hafızası o günle sınırlı seyirliklerden derinliği olan TV eserlerine geçiş dönemiydi. Bu önermemi Türk televizyon tarihinde de Süper Baba gibi eserlere gönderme yaparak güçlendirebiliriz. Günün popüler gereklerinin aksine olacak şekilde Bortko eserin özündeki şiirselliği tiyatral bir görsellikle harmanlamış.

Serinin orijinal metinden ayrıldığı iki nokta var, ve bunların basit, şartların gerektirdiği detaylar olmadığı, anlatıma katkısı olan önemli parçalar oldukları kanaatindeyim. Bunlardan ilki, Rogojin’in evinde, tablonun* önündeki uzun sohbetin ardından, Rogojin ona Tanrı’ya inanıp inanmadığını sorduğunda Prens’in anlattığı, sarhoş bir askerin ona teneke haçını, gümüş fiyatına sattığı hikaye esnasında, Prens kitabın dışına çıkarak elini Rogojin’in haçının asılı bulunduğu göğsüne, kalbinin üstüne getirir. “Yazıklar olsun Judas’a”. Eleştirmenlere göre bu, romanda daha karmaşık karakterlerin netliklerinin dramada hızlıca belirlenmesiyle ilgili bir ekleme. Rogojin ana antagonist. Prens insan çaresizliğine bürünmüş, taşıması gereken anlamın uzağında kalmış, gelişi iyi haber olmayan İsa’dır. Rogojin de Yehuda. Prens, aşkın tutkudan ve öfkeden arındırılmış en saf /ve işlevsiz/ haline sahiptir. Rogojin ise onu sarıp sarmalayan bir kıskançlık, tutku ve öfkeyle dolu. Sonradan Prens’e mesafeli duracak ve seri boyunca Nastasya’nın ulaklığını yapacak olan bu adama yüklenen bu anlam, serinin sonunu, her şeyin korkunç bir şekilde sona erdiği o son buluşmalarını dramatik olarak ne kadar da vurucu kılıyor.

Metinle serinin farklı olduğu ikinci kısım ise dizinin sonu. Sonunda Prens tekrar büyük ve bu sefer onu tüketen bir epileptik nöbet geçirir ve İsviçreye geri döner. Şuursuz bir şekilde boş gözlerle etrafı izlemektedir. Avurtları çökmüş, gözlerinin etrafı mosmordur. Kitapta, onunla ilişkisini sürdüren kişi dönem Rusyasının batıya yakın yüzlerinden birini oluşturan liberal Yevgeny Pavloviç iken, Bortko Prensi görmeye gitme görevini, Rusya-Ana diye düşünülebilecek, kadim değerlere sahip, prens gibi temiz ve çocuksu Lizveta Prokofyevna Yepançin’e yüklemiş. “İyileş, Prens, Rusya’ya dön..” der Lizveta, prensin başını okşayıp öperken, “geri gel, çünkü bu yabancı ülke hep bir hayal, bir fantezi, buradaki bizler de birer hayalden ibaretiz. ” Anne, İsa’yı ait olduğu topraklara geri çağırıyor, çünkü ruhsal ve zihinsel olarak varolma savaşı vermekte olan yazarın, onun var olduğuna inanmaya çok ihtiyacı var. Var olduğuna ve bizimle, aramızda olduğuna.

Bana kalırsa dizinin bir Rus yapımı olmasına, dilin ve tiplerin uygunluğunun ötesinde, birçok şey borçluyuz. Kitabı içselleştirme ve üstünde düşünebilme zamanı çekimlere hazırlanılan zamanla ve yönetmenin direktifleriyle sınırlı değildir. Tahmin ediyorum her oyuncu romanı tüm rusluğuyla defalarca düşünmüş ve değerlendirmişlerdir. Zaman zaman bu anlayışın görsel işe de yansıdığı ve bize ulaştığı kanaatindeyim.

Kitapta da dizide de en vurucu şey insanın içkin ve aniden gelen ölüm huzurundaki halini ve kendini feda etmeyi gerektiren gerçek sevgiyi konu edinmesidir. Dostoyevski romanı yazmaya başlamadan kısa bir süre önce Holbein’in Çarmıhtan indirilmiş İsa* tablosunu görmüştü, filmde de Rogojin’in evinde asılı olan bu tablo, ruhunda büyük sarsıntılara yol açmıştı. Dostoyevski’nin bir mektubunda belirttiği üzere bütün hayatı boyunca bilinçli veya bilinçsizce ruhuna işkence edip duran bir soruya cevap bulma çabası olarak yazdığı büyük bir inanç tartışması olan bu eser, TV’ye aktarılırken kolayca yozlaştırılıp değeri düşürülebilecekken, çok Rus işi görünen tam metin bir adaptasyonunu görmek beni çok sevindirdi. Bildiğim kadarıyla Türkçe altyazısı olmayan** yaklaşık on saatlik bu eseri görmenizi muhakkak tavsiye ediyorum.

*Hristiyan peygamberin çarmıhta bile hep yüce, sakin, nurlu halini gösteren Ortodox ikonografi geleneğinin aksine bu tabloda İsa ikonu, gerçek bir insan olduğundan tüm fiziksel kanunlarla bağlıdır ve kanlı işkenceler sonucu gerçekleşmiş ölümünün izlerini üstünde taşıyan zavallı bir haldedir. Dostoyevski tabloyu kayıtsız kalınamayacak bir ruhsal uyaran olarak nitelendirip “ya derin bir inanç veyahut kesif bir inançsızlığın temeline oturabilecek” bir ikon olarak değerlendirmiştir.

**Bir dönem altyazı hazırlamaya çalışmıştım fakat daha çok istekli arkadaşa ve ortağa ihtiyacım olduğuna karar vererek bıraktım, buradan ilgili arkadaşlara duyrulur ^^

Kaynaklar: IMDb, Konstantin Klioutchkine’nın filmi Putin dönemi TV kültürüyle özleşleştirerek ele aldığı karşılaştırmalı bir değerlendirme; “Fedor Mikhailovich Lucked Out with Vladimir Vladimirovich”: The Idiot Television Series in the Context of Putin’s Culture, On the Threshold of Representation: The Function of the Holbein Christ in The Idiot Barbara Fister.

Posted in: TV Dizileri