The Good Heart / İyi Yürek

Posted on 06/02/2012

1


the-good-heart

The Good Heart, İzlandalı yönetmen Dagur Kári’nin yazıp yönettiği üçüncü filmi. Jacques ve Lucas siyah ile beyaz kadar kontrast iki karekter. Ve günün birinde oldukca tuhaf bir şekilde yolları kesişir.

Jacques (Brian Cox) sert, kaba, soğuk, içinde bulunduğu her durumdan şikayetçi, kötü alışkanlıklara sahip, aksi bir ihtiyar. Şeklen artık yıllar içinde belli ki kendine benzettiği karanlık, izbe, sadece devamlı müşterilere açık bir bar işletiyor. Filmin açılışında onu bir meditasyon kaseti ile rahatlamaya çalışırken sinirden çıldırıp beşinci kalp krizini geçirirken izliyoruz! Aynı hastaneye intihara teşebbüsden dolayı yatırılan, yirmili yaşlarının başında görünen Lucas (Paul Dano) ise o denli kırılgan, savunmasız, dış etkilere açık ve yumuşaktır ki, sokakta kendine kurduğu bir barınakta, yemeğini paylaştığı bir yavru kediyle yaşamaktadır. İlk sekanslardan çok iyi portrelenen karakterler ile, taşıdıkları özelliklerin onları hayatta ulaştırabileceği son duraklarda tanışıyoruz. Biri sert kabuğundan dolayı diğeri de hiç bir koruması olmadığından toplumun dışında, kurdukları izole küçük mekanlarda, hayatları işlevsel ve tatmin edici olmanın çok uzağında.

Hastanede geçirdikleri birkaç günden sonra Jacques, Lucas’ı çırak olarak almaya karar verir. Çünkü kıyamet kopsa, bir adam gittiği barın yerinde olduğunu bilirse eğer, hayatın devamı için bu yeterlidir.  Plan çok açık, Lucas, barı aynı Jacques gibi işletmeyi öğretecek (Rastgele müşteri almak yok, kadınlar yok ve asla, ama asla müşterilere iyi davranmak yok), Jack’ın kahvesini satın aldığı iyi dostunun kızıyla evlenecek, Jack da huysuz, aksi ve barının ardından devam ettiğini bilen rahat bir adam olarak ölüp gidecek.

Dagur filmde karşılaşmanın kimyasını incelemiş. Böyle bir etkileşim, her iki taraf için de bir değişimle sonuçlanır. Uçlarda yaşayan insanların hep ilgisini çektiğini belirten yönetmen bu ikiliyi su ve yağ olarak nitelendiriyor. Derken hikayeye bir kat derinlik ekleyen April (uçmaktan korkan bir hostes) olanca saçmalığıyla çıkagelir. “yağın üstüne biraz da ateş…”

Kalp metaforu filmde ikinci bir şansa, hatta muhtemel ikinci bir hayata tekabul ediyor. Jacques aslında göründüğü kadar umarsız değildir belki. Sık sık meditasyon yapmaya çalışırken, acemice grup terapilere iştirak ederken yeni bir hayat ihtimali içinde bir yerlerde uyumaktadır. En son yanlış bir kalp nakli alarmı, hayatına Lucas ve sonra Aprilin girmesiyle yumuşayan bu adamı bütün bütün değişimin kıyısına getirir.

Filmin tekniği, tadı, kokusu çok duruma uygundu. Oyunculuk harikaydı, diyaloglar çok güzel yazılmıştı. Dagur Kári’yi İzlanda’da bir köyde çektiği Noi’den (yine mekana, sınırlara, değişime dair bir filmdi) bu yana sanatsal olarak çok beğenirim. Filminin müzik de dahil (sowblow diye bir grubu var ve film müziklerini kendisi yapıyor) her yönüyle uğraşır ve her işinde özendiği çok bellidir. Bu filmde adeta bir karakteri olan bar çekimlere uygun bir hale getirilmemiş (duvarlar kaldırılmamış vs) yani doku tamamen korunmuş. Kári bu tip küçük, her objenin ve her köşenin  hikayesi olan, birçok dramatik elementlerle bezeli mekanlara çok ilgi duyduğunu belirtiyor. İnsanlar buralarda, evlerinde veya sokakta olduklarından çok farklıdırlar. Bu düşüncesinin bir uzantısı olarak günün birinde bir uçak tuvaletinde geçen bir film çekmek istiyormuş. Kulağa nasıl geliyor bilmiyorum, ama filmlerini izlemiş birisi olarak boyle bir şey çekerse her halde büyük ilgiyle izlerim.

The good heart çok güzel, tadı ağızda kalan bir mizahı yürek burkan bir sonla güzelce yoğurmuş iyi bir işti. Plotla ilgili büyük umutlar beslemenizi, şok edici bir son beklentisine girmenizi istemem.  Bu abstrakt, ironk bir karakter çalışması. Bir baska soğuk ülke insanından olduğundan mıdır bilmem bana sanki Dostoyevski’den bir sahne okuyorum havası verdi zaman zaman. Dünyanın bilinmez, uzak bir köşesinden gelmiş bir mektup gibi, bu filmi açıp okumak isteyebilirsiniz. Tavsiye ediyorum.

Tagline: Everyone needs a refuge from the world.

Rated R for language.

Kaynaklar: IMDb, Yönetmenin Editor Ásgrímur Sverrisson ile roportajı.

Posted in: Filmler