Okuribito / Son Veda

Posted on 02/02/2012

0


Departures

おくりびと, Okuribito, İngilizceye: Departures (gidiş, ayrılış) olarak çevrilen bu kelime aslında ‘son yolculuğa uğurlama’ anlamına geliyor, ve bir bakış açısı, kültür ve derin bir anlayışla ilgili bize çokça düşündürücü ip uçları sunuyor. Aynı zamanda da 2009 yapımı bir  Yōjirō Takita filminin adı.

Daigo Kobayashi ile hayatının en zorlu ve tuhaf dönemecinde karşılaşıyoruz. Çocukluğundan beri çello çalan Daigo-san’ın dünyaca ünlü bir müzisyen olma hayali avrdır. Fakat görünen o ki işler hiç yolunda gitmiyor. Ne şansı, ne şartlar ne de kendine göre yeteneği, yıllar yılı buna müsade etmiyor. Katıldığı bir orkestra daha aldığı pahalı çelloyu ödeyemeden dağılıyor. Bir şeyler yapılmalı.

Daigo enstrümanını geri verip, memleketi Yamagata’ya; onları, o daha çocukken terkeden babasından ve kısa bir süre önce kaybettiği annesinden kalan evine dönmeye karar veriyor. Belli ki çokça düşünülmüş bu zor kararını basitçe açıklıyor; “Çocukluğumdan beri sahip olduğum bu hayal, hayalim değilmiş!”

Karakterimiz şimdi hayatta kalmak ve iki kişilik sevimli ailesine karşı görevlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Fakat oldukça yolun başında, ve hiç bir fikri yok. Planı olmayan insanlara özgü bir rahatlıkla gazeteleri karıştırırken bir seyahat acentasının iş ilanını görüp hemen başvuruyor. Mülakat evlere şenlik. Ama iş, kabul ettikten sonra öğrendiği üzere; hiç de düşündüğü gibi bir şey değil. Filmin en kritik yerlerinde karakterlerin daha bir çok kez yapacakları üzere Patron Sasaki San, gazetedeki ilanı çok normal bir şekilde şu cümlelerle açıklıyor; “Ah o mu, orda basım hatası olmuş. Yolculuğa değil, son yolculuğa hazırlık olacak!”

Böylece Daigo’nun hayatında yeni bir sayfa açılır. O artık bir ‘tabutlayıcı’. Bu mesleğin türkçede bir karşılığı olduğunu zannetmiyorum, yakın bir meslek olarak gassallık var, yani ölü yıkayıcılığı. Filmle öğrendiğim üzere Avrupalılar gibi Japonlar da ölülerini giydirip süsleyerek, yakmak üzere tabuta yerleştiriyorlar. Fakat Batıdaki karşılığının aksine, Asya’da bu hazırlama işlemi yakınların ve konukların önünde gerçekleştiriyor. Bu seramoniye Nōkan deniyor. Ölen kişi yüzünü açık bırakacak örtülerin altında temizleniyor, giydiriliyor, fotoğraflardan faydalanılarak makyajı tamamlanıyor. Ve aile bireylerince tabuta indirilip çiçeklerle süsleniyor.

Memlekete dönüşle açılan film güzel bir tempoyla manevi bir dönüşümü gözlerimizin önüne sererek sürüyor. İşin ilk en zor ve sıkıntılı yanlarıyla karşılaşan, üstüne sinen kokular bir yana eşinden dostundan gelen tepkilerle başa çıkmaya çalışan, bu işin annesinin cenazesini kaçırdığı için başına gelen bir musibet olabileceğini kendine mırıldanan Daigo ilk zamanlar bir köprünün üstünde, göç yolunda akıntıya karşı yüzmeye çalışırken ölen somonları izlerken kendi kendine mırıldanır; “Öleceksen eğer, bunca yolu gelmek niye.” Ölümle ilk karşılaşma.  Fakat sonradan anlamlanmak üzere cevap çabuk gelir. “doğduğun yere dönmek için değmez mi…” Doğduğun yere, yani özüne, o bir an için bile olsa dünyanın tüm erdemini ve bilgisini temizlikle beraber ruhunda taşıdığın o zamana, vatanına, aslına.

Filmin konusu, yani böyle bir meslek üzerinden ölüm ve yaşamı işlemek ilk Daigo’yu canlandıran Masahiro Motoki’nin aklına gelmiş. Yönetmeni de tema olarak yaşam ve ölüm’den önce böyle bir ritüelin varlığı, dramatikliği ve meslek cezbetmiş. İlerleyen yaşına rağmen ölüme ve yaşama dair net bir fikri olmadığını samimi bir şekilde itiraf eden yönetmen ekliyor; “Ölüm bize uzaklaştı. Bizden başlayarak herkesin öleceği fikriyle yüzleşemiyoruz. Ben de bu filmi, ölümle ilgilenebilmek için yaptım.”

Nōkan’in dramatikliği, uygulayan kişinin bir yandan sanatçı gibi, güzel örtüler altında çıkardığı işin sakin, saygılı, nazik ve onurlandırıcı havasında, hem de her törenin kendi içinde kişiye dair taşıdığı anlamda gizli. Bu filme çok iyi yedirilmiş. Her seramonide bir çözülme, ağırbaşlılık, gerçeğe yaklaşma görüyoruz. Bu denli içi dolu olmasında bana göre Motoki’nin uzun süre gerçek bir ustanın yanında Nōkan-shi olmak için çalışmış olması yatıyor. Yönetmen de birçok seramoniye eşlik etmiş. Sessizliğin içinde, meyyitin son büyük yolculuğuna hazırlandığı bu mahrem anda, ne anılar tazelenir, ne hesaplar kapatılır ve nasıl da vedalaşılır. O yüzden tüm zorluğuna rağmen iş hem ölümü gözler önüne serer, hem yaşayanları anlamakla çok ilişkilidir. Ve elbette başlarda biraz daha acemi, çocuksu, titrek olan Daigo’yü sessizleştirir, düşüncelere salar, değişime hazırlar, daha ağırbaşlı ve daha yaşlı kılar.

Film birbirinden bağımsız bir çok insan halini ve hikayesini içeriyor. Oldukça sanatlı ve güzel bir mizah duygusunu da ölçülü olarak veriyor. Hikayenin olgunlaşması 10 yıl almış. Bu dönem Japon seyircisinin de değiştiği bir döneme takabul ediyor. Yönetmenin aktardığı üzere 15 yıl öncesine kadar ölüm bu hislerini açığa vermeyi pek bilmeye toplum için bir tabuydu.

Film itiraf etmem gerekiyor ki bana ölümden önce başladığı yer itibariyle yaşamı düşündürdü. Daigo her yolun sonunda, çaresizliğini ve yeteneksizliğini teslim ettiği yerde, bir başlangıç bir neşvü nema ya, latif bir rüzgara kendini bırakmayı seçiyor. Japonya’da ekonomik krizin varlığı kurgu değil. Fakat birçok başarısızlık hala bu millet için intiharla sonuçlanıyor. Film hem daha güzel bir yöne işaret ediyo; yeniden denemeye, hem de bazen kendimiz için yıllar yılı kurguladığımız geleceğin hayrolmayabileceğine, aksine istemeyi hayal bile edemeyeceğimiz şeylerde büyük hayırların gizli olabileceğine işaret ediyor. Bu anlamda filmin her katmanda, eve dönüş, çiçeklenme, olgunlaşma, kemalin zorluğu, yaşamın bir nihayetinin oluşu gibi nice anlam taşıdığını düşünüyorum.

Asya sinemasında çok rastlanan hikayecilik ve simgesel anlatım meraklıları için bu filmde de mevcut elbette. Örneğin Daigo’ya enstruman olarak çello verilmesinin sebebi, aletin insan vücuduna olan yakınlığı, çalış şeklinin bir Nōkan-shi’nin kat kat örtüler arasında önünde yatan insanla ilişkisini çok andırdığı, hem yüksek ve alçak perdelerden çok sesinin insan sesini andırdığı için seçilmiş. Böyle güzel çokça detayla ve masallarla bezeli film.

Film tahmin edilebileceği üzere bolca müzik içeriyor. Film icin çello dersleri alan Motoki’yi kah babasının eski çalışma odasında kah ucsuz bucaksız Yamagata kırsalında resitaller yaparken izliyoruz. Film müzikleri Ghibli severlerin yakından tanıdığı Joe Hisaishi’ye ait.

İçinde En iyi yabancı dilde film alanında  Oscar da olmak üzere çokça ödül almış bu film Holywood dışı işlerde yorumlarını her zaman tutmadığım Ebert’in de Great Films listesinde yer alıyor. Fakat kendisinin iddia ettiginin aksine, film (dini bir tema olmaksızın, yalnızca insanın mutlak ebediyet arzusunun bir yansıması olarak) bir “afterlife” a gönderme yapıyor bence. Hatta bunun çıkarımsal bir bulgu olmasına gerek kalmıyor.

“Ölüm de yaşamın bir parçası ve geçilen bir kapıdır. “ diyor ölü yakıcı. “Uğurlar olsun dostum, görüşmek üzere…” Sonuçta eğer bir yere varmayacaksa, birini yolculuğa hazırlamak niye…

Tagline: The gift of last memories.

Kaynaklar: IMDB, Susan G Cole ile NOW dergisi için roportaj, Reuters – Mortician tale “Departures” surprises with Oscar, Oscar sonrası TV için röportaj.

Posted in: Filmler