Ayneh / Ayna

Posted on 22/07/2011

0


51gckkthr3lss500fn1

[IMDB] Tahran 1997, bir ilkokul akşam zili ile dağılıyor. Renkli, başları beyaz örtülü minik kız sürüsü kimi anneleriyle kimi yalnız hızlı hızlı terk ediyorlar sahneyi. Kalabalık, gürültülü, vızır vızır bir şehir. Kahramanımız küçük kızla kapanmış okul kapısının önünde tanışıyoruz. Zannediyorum okula başladığımız o ilk günlerde hepimizin aklına gelmiş bir ihtimal onun başına gelmekte: Annesi ortada yok! Her halde gelir. hiç geç kalıyor muydu? hep o mu alıyordu. Ya gelmezse? Evin yolunu biliyor mu? Peki ya gelmezse annesi?!

Pembe kabanı, alçılı tek kolu sevimli endişeli bakışlarıyla küçük kız onu gördüğümüz ilk sekansta kalbimizi çaldı. Yetmezmiş gibi bir de rastladığı yetişkinlerle ürkek ürkek karşıdan karşıya geçiyor, jetonu atmak için telefon kulübesine tırmanıyor. Caddelerin, sokakların hiç geniş acı çekimini göremiyoruz. Her şey ufaklığın bakış acısından, hep önünde bir engeller birileri, arabalar. Onunla beraber sıkılıyoruz. Annesi de yok hala.

Kendi işiyle ilgilenirken onu gören yetişkinler, adresini bilmeyen bu küçüğe pek yarım yamalak yardımcı oluyorlar. Sabah şoförünü gördü diye ilk otobüse atlıyor. bir şeyler yanlış. Otobüsün kadınlar bölümünde insanlar hep kendi işleriyle meşgul, kimisi torunundan şikâyetçi, kimisi yanına oturduğu hanımın el falına bakıyor. Derken o da ne! yanlış durak, anne yok, fıskiye yok, tanıdık şoför yok! Olamaz! Filmin yarısında ilk gözyaşlarını döküyor ufaklık.

Her şey çok yerli yerinde. Hissedebiliyorsunuz. bir kent hikayesi her saniye gelişiyor. Derken filmin yaklaşık yarısına tekabül eden kırılma noktasında, seyirciyi allak bullak edecek bir şey oluyor, ayna kırılıyor, ‘dördüncü duvar yıkılıyor’.

Yönetmen Cafer Panahi zaten kimlik hikâyeleriyle, bocalayan, devinen, etrafındaki dünyanın kısıtlamalarıyla mücadele etmek zorunda olan ve bununla beraber değişen karakterleriyle ünlü. “Nasıl olur bilemem ama bir deneyelim” diyerek giriştiğini izlediğimiz bu işte yönetmen -projeye baslarken niyetinin  bu olduğuna inanmadan edemiyorum- insanın haline dair ciddi bir seyirlik sunuyor. Her gün uyanıp olduğu gerçek hali, ona verilen senaryoyla örtüşmeyen bir çocuğun hallerini izlerken gerçek ile kurgu arasında incecik ama keskince bir ipte sekip duruyoruz. filmin adının ayna olması bu anlamda manidar görünüyor.

 Ayna Panahi’nin senaryosunu yazdığı ilk, yönettiği ikinci filmi. Kiarostami’nin ogrencisi olan yönetmenin ilk filmi White Baloon da merkezinde elinde bir poşette balığıyla kucuk bir kız çocuğunun şehir macerasıdır ve bunun senaryonusu Khane-ye Doust Kodjast? (Where Is My Friend’s Home?) gibi türünün çokça bilinen ilk örneği sayılabilecek filmlerle hatırlayacağımız Kiarostami ile birlikte yazmışlar. 1979 devriminden bu yana İran sinemasında çocuk teması çokça kullanılıyor ve bunun belli teknik avantajları yanında elbette hikâyeyi aktarırken kullanılan ana pencerenin masum, gerçek, el değmemiş ve otantik oluşunun yarattığı etkinin de payı var. Yönetmenin uzun, statik-kamera çekimlerine muhteşem dizayn edilmiş gündelik diyaloglar, arka sesler ekleniyor. Duyduğum ve gördüğüm şeyi izlediğim birkaç Kiarostami filmiyle kıyasladığımda kendi adıma ‘boynuzun kulağı geçtiğini’ düşünmeden edemedim.

Yönetmen filmini nispeten daha yumuşak, masum bir gündelik hikâye olan White Baloon ile 3. filmi The Circle arasında bir geçiş filmi olarak gördüğünü söylüyor. Film gerçekten bir geçiş olarak düşünülebilir fakat itiraf etmeliyim oldukça keskin bir geçiş. ‘Çift kişilikli insanlardan oluşan bir toplumda yaşadığımı düşünüyorum’ diyor yönetmen ‘kimse dışarıda, evdeki hali gibi değil.’ Bu cümlesini sinematografisinin temel taşı sayabileceğimiz yönetmen gerçekten de The Circle ile beraber yönetmen ilk (ve çok başarılı) filmi aksine yetişkinlerle çalışmaya başlıyor, yarı-jurnalist, -ve dolayısıyla daha gerçekçi ve vurucu- yaklaşım geliştiriyor.

Şehir hayatı ve arada beklenmedik şekillerde hikayeye dâhil olan figüranlar kesinlikle doğal ve izlediğiniz olabilecek en gerçek haliyle Tahranda bir öğlenden sonra. Aynanın karşısında uzun uzun repliklerini çalışmış olsa da izlediğiniz gerçek bir ‘çocuk’! Filmin derinliklerine doğru şehirde taksiden taksiye, sokaktan sokağa kaybolup duran minik Mina’yı izlemek büyük zevkti. Yönetmenle, İran’da günlük hayatın rengiyle veya insanla ilgileniyorsanız, bu deneysel iş çok tutulmamış olmasına rağmen kaçırılmamsı gereken bir Panahi filmi olarak aklınızda bulunsun..

Kaynaklar: Imdb, yönetmenin Massoud Mehrabi ile röportajı: Reporting to history

Posted in: Filmler