Cyrano de Bergerac

Posted on 16/07/2011

1


cyrano-de-bergerac-1990-10-g

Edmond Rostand’ın aynı adlı 1897 tarihli oyunundan uyarlama bir Jean-Paul Rappeneau filmi. Cyrano bir asker, savaşçı, asabi, güçlü, ömrü düellolarda geçen bir adam ve hem de bir şair, içten bir romantik; “bazı geceler çirkin ve yalnız mehtaba dalan”.

Kocaman bir burnu var. Hayatı boyunca yaptığı düelloların çoğu burnu etrafında dönüyor. Rostand (ve dolayısıyla Rappeneau) bunu insanların millerce öteden görmeye geldiği bir burun olarak betimliyorlar. Büyük burun kültürümüzde güvenilirlik ve karakter göstergesi. Ruslar burunları komik bulurlar, suratın ortasında böyle dışarı fırlayan bir şey. Gogol’ün Kovalyov’u bir sabah uyanıp burnunun alıp başını gittiğini görür! Japon yazar Akutagawa Ryūnosuke’nın hayatını “uzun burnunu kısaltmaya” adamış Zenchi Naigu’su vardır, büyük acılarla uzlaşmaya çalışır burnuyla.. Barnes’ın kırmızı burunlu palyaçoları, Auxerre’de kara vebanın yüzüne gülmeye çalışırlar. Bir tek organa ne çok anlam! Her ne olursa olsun, büyüğü görsel olarak dikkati celbediyor ve tuhaf itiraf edelim. Burnu ayrı bir cumhuriyetmiş, başka bir adı olmalıymış gibi yüzünün ortasında asılı duran Cyrano da kendinin farkında, şairlikle gelen aşkın güzellik tutkusu bu yüzü onun için acı verici kılıyor, hem gizlemiyor, inanılmaz dilsel zekâsını ve hiciv yeteneğini, az çok sezilebilecek bir hüzünle ama hep heybetle kendine de çevirdiği oluyor;

“Bu kadarı az delikanlı! Asıl iş edada. Mesela bak, hoyratça, ‘Burnum böyle olsaydı mösyö, mutlak Dibinden kestirirdim!’ “

 Bir güzellik aşığı, aynalardan kaçar. Öyle ki estetik ameliyatların daha adı geçmeyen o yıllarda, burnunun etrafına sert ve aşılmaz bir karakter inşa eder. İşte o asker kabuk böyle görünür bana. İçeride ışıldayan bir ruhu var. Açığa çıkmak isteyen bir güzellik. Ama cesareti yok. Çünkü ne zaman içi coşuverse, ay ışığında siluetine takılıyor gözleri;

 “ …Dostça, ‘Yana yatmaz mı? Senden önce davranıp kadehe batmaz mı?’ 

Tarifle, ‘Burun değil bir kere, coğrafyada Böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!’ ”

 

İnsanın kendiyle karşılaşmasında, kendine yüzünden başlayarak bakışını çevirmesinde şüphesiz ilk aşka düşüşünün yeri başkadır. Kahramanımız da aşık olur hem de “en güzel en kibar en tatlı dillisine”. Fakat karşılık bulamadığı bu aşkı yine de önü alınamaz bir sel gibi, bazen buhranlı bir şekilde güzel sevgilisi Christian’ın ağzından yazdığı mektuplarda yolunu bulup kuzeni Roxanne’a ulaşır. Yüzünün gölgesi mektuplarına düşsün istemez, koskoca bir ömür hırçınlıkla ve kavgayla geçip giderken ölümü bile yüzüne gözüne bulaştırdığına inanan şair itiraf eder “Aşkım; seni hiç bir zaman sevmedim ben.” Cyrano, sert kabuğunun ve cesedinin esiri, hep gölgelerde bekleyen; “Şimdi ölümüm beni tutmuşken perçemimden; Moliere bir dahi, Christian ise güzel…”

“…Şairane, ‘Ey burun, bütün cihana inat, Seni baştan aşağı nezle etmeye kâdir Tek rüzgâr bulunamaz, karayel müstesnadır!’  

Hazin, ‘Bir de kanarsa, Kızıldeniz! Ne bela!’ Hayran, ‘ Lavantacıya ne mükemmel tabela!’”

1990 yapımı Fransız işi filmde Cyrano de Bergerac rolunu Gérard Depardieu oynamış. Çoğu kritikçe büyük cüssesiyle ve keskin ifadeleriyle aldığı her rolü nasıl böylesine güzel teslim edebildiği hala anlaşılmamış olan oyuncu rolü öylesine benimsemiş ve güzel vermiş ki, onu bir anda sevmemek mümkün değil. O fiziksel çelişki ve ruhsal çırpınma, Depardieu’nun ses tonunda gerçekten can buluyor. Cyrano bu yüzden çokları için Depardieu ile bütünleşmiş bir karakterdir. Oyuncu da cok sevdiğini belirttiği bu karakterin saç modelini -ve kim bilir belki de halini,  tavrını- bir süre gerçek hayatında muhafaza ederek onurlandırmış.  Yer yer bir oyun izliyormuşsuznuz tadını da veren bu uyarlama TV ve beyaz perde için hazırlanmış tüm Cyrano uyarlamalarından gerçeğine her anlamda en yakını ve -bence- en iyi olanı olmuş.

“Zarifhane, ‘kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasın diye yavrucaklar, temelli Tünek kurmuşsunuz!’

Pürneşe, ‘ Birader şu Koskocaman burunla türün içince, komşu yangın var demiyor mu?’”

Rostand’ın oyun repliklerini tamamen muhafaza eden filmi İngilizceye şiirin özelliklerini koruyarak Antony Burgess çevirmiş. Eserin Türkçesi ise Sabri Esat Siyavuşgil’e ait. Hercule-Savinien de Cyrano de Bergerac ise gerçekte de yaşamış biri. Bir asker ve sanatçı. Resimlerde burnu çok da büyük görünmüyor açıkçası, ayrıca gerçekten adı Roxanne olan kuzeni Neuvilette’li Baron Christian ile evli, fakat oyunda/filmde kurgulanan hiç bir şeye dair elimizde bir kanıt yok.

“…Ve hıçkıra hıçkıra, nihayet, Pyrame gibi, ‘bu ne felâket! bu ne musibettir yarabbi! böyle berbat edip de yüzünü sahibinin, şimdi de utancından kızarıyor bak hain!’ Olsaydı biraz nükte, biraz malumatınız, işte karşıma geçip bunları sayardınız.

Suretin aslın önüne geçtiği bir çağın insanı olarak Cyrano’nun burnuna sitemini, hayatta yüzeysel olan, aslından uzak düşmüş her şeye bir ağıt olarak görüyorum. Ruhsal yükselmeye ve başka değişle ‘güzelleşmeye’ giden yolda tek engel (ve dahası elindeki tek araç) insanın bedeninden başlayarak kendisi. Toplayamadığı şöhret buseleri kalsın istemez! Cesedine atfettiği önem tek aşkı ve şefkati alsın elinden, Cyrano ölürken ay ışınına yürüyor ve geçen senelerin ondan en önemli değerini, onurunu ve insan olarak özgürlüğünü kimsenin alamadığını haykırıyor. Zaten gerçek güzellik bir ilk izlenimden çok fazlasıdır, ama bu yazılıp okunduğu gibi kolayca anlaşılmıyor, bazen şiirle ve hicranla geçmiş bir ömür gerekiyor bunu bilmek için.

.

.

Tagline: Fabulous Hero! Famous Nose!

Kaynaklar: Imdb, wikipedia, *alıntılar: Eserden: Burun Tiradı isimli kısım; Türkçeye ceviren: Sabri E. Siyavuşgil.

Posted in: Filmler