It’s a wonderful life / Şahane Hayat

Posted on 08/07/2011

1


ıts a wonderful life

[IMDB]

George Bailey gitmek istiyor. Bu onu – iyiliğin sözlükteki karşılığı olmak dışında – tanımlayan çok önemli bir şey. Hep elinde seyahat dergileri, biletler, imkanları gözden geçiriyor. Ama hep şu veya bu sebeple Bedford Falls’da kalakalıyor. “You are now in Bedford Falls” ..

Filmin başlarında, sonradan kalp krizine yenik düşüp Building and Loan’ı Banker Potter’ın ellerine düşme riski ile karşı karşıya bırakacak babası ile sofrada, George üniversite için kasabadan ayrılacağını düsündüğü bir esnada konusuyorlar: Önemli bir şeyler yapmak istiyor George. Sıradan olmak istemiyor. Babası cevap veriyor : “Aslında burada yaptığımızı şeyin büyük olduğuna inanıyorum. İnsanların en eski arzusu başını kendine ait bir çatının altına sokabilmek.” Yönetmen Capra’nın WWII’den sonra çektiği ilk film olan It’s a wonderful life ile diğer bir çok filmi gibi yönetmenin “sıradan adama övgü”sünü izliyoruz. George gerçekten gidemiyor, ama çalışıyor, evleniyor, Potter’ın ifadesiyle; krize Potter ile beraber dayanabilen tek şirket oluyor, sadece o degil Potter’ın hegemonyasına da dayanıyor, insanların evlerini yani hayatlarını satın alınmaktan kurtarıyor. Ta ki bir ömür boyu sinsice beklediği fırsat, hem de hiç uğraşmadan Potter’ın ellerine düşene dek.

Tam olarak siyah ve beyaz kadar birbiriyle kontrast iki karakterin çatışmasını izliyoruz film boyunca. Bu esnada Bailey’in ideallerini ve uğruna hayallerini bir yana attığı baba yadigarı işi kavrıyoruz. Potter ise filmde iyiliğin ve dürüstlüğün tam bir reddiyesini yazan hep güçlü ve hep kötü karşı-karakterdir.  Film sonradan “bankerlere güveni sarsan bir komünist dokunuşu” olmakla suçlanmış, fakat ‘kötü’ karakterin banker olması ile birlikte filmin karakter kurgusu dönemin özelliklerini ve yönetmenin insan yorumunu yansıtıyor.

George her şeyini kaybetmekle karşı karşıya kaldığında yine savaş sonrası ilk rolünü oynayan James Stewert’ın devleştiği sahnelere şahit oluyoruz. Genç adam ikilemle doludur. Noel öncesi hayatta hiçbir şeyi kalmamış, düşmanından yardım dilenmiş bir de alamamış, hapse girme tehdidiyle karşı karşıya bu adam nefretle çıkamadığı, tıkılıp kaldığı kasabada dolaşıyor. Kızının öğretmeninden kasabanın en eski ağacına her şeyin canı cehenneme gidebilir. Yüzü acıyla gölgelenirken barda fısıldıyor; “Tanrım eğer oradaysan ve beni görebiliyorsan…”

Dualarının karşılığı olarak Bailey’i; kendisi olmasaydı kasabası, eşi ve arkadaşları ne halde olurdu bunu izlerken görüyoruz. Bunu ona göstermek için gelen koruyucu meleği açıklıyor; “Bir hayat, ne çok hayata dokunuyor.” Sonra ‘var olduğu’ gerçek hayatına dönen George’u “Mutlu noeller ağaç, mutlu noeller eski binalar, mutlu noeller Bay Potter haaa! İyi aksamlar bay Banka Görevlisi!!” büyük ve içimizi ısıtan bir sürpriz bekliyor.

Başına gelenlerin ‘eski kişiliğinin işlevselliği için onay arayışı içinde olan George’un hayal gücünün bir ürünü’ gözüyle bakılabilecek olsa da, daha çok ‘Noel öncesinde gelen melek’ motifi filmin genel akışına daha uygun. Çünkü film fevkalade basit bir şekilde ‘gök ehli’nin George hakkında istişaresi ve onun meleğinin görevlendirilişiyle açılıyor.

Sinema tarihinde adeta ikonik bir yeri olan film Capra’nın yönetmek dışında co-writer olarak çalıştığı, finanse ettiği ve ürettiği ilk ve son film. Fantastik film türünde ilk 20’de (AFI – 2006), yüzyılın en ilham verici filmleri arasında ilk sırada (AFI – 2008) ve ayrıca Enstitü tarafından tüm zamanların en güçlü filmi gibi derecelere layık görülmüş. Çekimlerinin çoğu yaza denk gelen ve LA’de inşa edilen bir sette çekilen film ilk kez kullanılan -ve görünüşe göre başarılı olan- kar efekti için ödül almış. 1974’de copywright hakları kalkınca b/w versiyonu sıklıkla bir noel klasiği olarak televizyonlarda yayınlanmaya başlanmış ve bir de film eleştirmenlerince hiç beğenilmeyen dijital renklendirilmiş versiyonu var.

Hollywood’un post-war dönemine tekabul eden ve klasik dönemin anlatımını yansıtan son eserlerden olan film “Best Years of Our Lives” ın ardından gösterime girmiş, sıklıkla onun ikinci bölümü zannediliyor ve gişede de gölgesinde kaldığı söyleniyor. Savaş-sonrası Amerikasında sinemaya gitmek hiç olmadığı kadar çok yapılan bir şey ve filmler sadece eğlence olarak değil, savaşa ve ülkenin dünyadaki konumuna dair bilgi alınacak, moral bulmaya gidilen bir ortam olarak görülüyor. Filme tam bir kutlama havasını kazandıran etmenlerden biri de bu.

Kahramanımız vicdanı olan, değerlere sahip biridir. Tüm hayatı etrafındaki insanları koruyup kollamakla geçer ve son ana kadar dayanır. Fakat onun da kurtuluşu dipte, en çaresiz ve ‘cesaretsiz’ kaldığı anda. Artık kabil olmadığı ve kendine dahi yardım edemediğini teslim ettiği o anda;  bütün dualar ve güzel dilekler, tüm hayatının ecri hepsi ellerinden tutuyor. Türünün iyi örneklerinden biri olan film bana bunları düşündürdü. Bakalım siz beğenecek misiniz…

Taglines: They’re making memories tonight!, Wonderful! Wonderful! Wonderful! How could it be anything else?

Posted in: Filmler