Bright Star / Parlak Yıldız

Posted on 01/07/2011

0


bright_star_ver2_xlg

[IMDB]

Şiiri görmek, ona dokunmak mümkün mü? Güzel bir gül sadece gözlerin için, hoş bir esinti sadece parmaklarına dolansın diye mi.. Nasıl da akıyor şiir Hampstead’in çiçekli kırlarında. Şair hiç dokunmadan duyuyor/hissediyor. Yalın ayakları ile dallara basa basa bir bahar dalına tırmanıyor, güneşe veriyor yüzünü. Aşk da şiir de çiçek de simdi her duyu ile algılanmakta.

Parlak Yıldız (şiirdeki gibi) bir biyografik uyarlama. Devrinin son romantiklerinden John Keats’in yürek burkan hikayesini anlatıyor. Şair tutuk, silik, bu dünyada süzülen bir gölge gibi. Ama Fanny’nin kalbine şiiri ile adeta akıyor. Fanny “şiirini kolay bulmuyor” onun. Ama “yer yuzunde yazılmış şiir adına ne varsa okuma”ya hazır gerekirse. Karşısındaki genç adamı satırlarda arıyor. Bir evin iki yarısında yaşıyorlar. Nihayet yaz gelip kiraya verilene kadar bitişik odalarda büyüyen bir aşkı izliyoruz.

Fakat 1818’de evlenmek zor zanaat. Parasız ve geleceksiz bu adamla tüm dünya istese de evlenemez Fanny. Zaten şair fizikselin ötesinde seviyor, tüm ruhuyla ve kendindeki bu yeni hale inanamayarak öyle bir hal ki “üç günü bir ömre bedel”… Ağlıyor, sessizleşiyor, elinde pembe bahar dayıyla gelen Fanny’e şiirler okuyor. Yer yer şairin ve sevgilisinin ağzından, hatta bazen yazılmaktayken, döneminde kritiklerden hiç de iyi yorumlar almamış, şairinin yaşantısını mamur edememiş, şiirlerini dinliyoruz.

Böyle “aşklarının şerefine kelebek tarlaları”, şiirler, bahar, çaresizlik bekleyişler, bekleyişler ve göz yaşları ile şairin erken (25 yaşında) ölümüne dek süren Bright Star Jane Campion’un yazıp yönettiği yanılmıyorsam yedinci film. Görselliğin kullanımı ve şiirlere adeta harmanlanışı, hikayenin aktarılışı (baskın olarak Fanny’nin bakış açısından), mekan kullanımı, uzun diyaloglar ve yer yer içe konuşmalar hepsi oldukça başarılı. Elimizdeki mektuplar, anılar ve daha da önemlisi son ürün sayılabilecek şiirlerin ışığında hazırlanan film tarihi yönden de tutarlı fakat aradığınızın bu gerçeğe uygunluk olması gerekmiyor. Yer yer adeta ‘şiiri izlediğiniz’ hissine kapılabileceğiniz, biyografik, pastoral bir aşk hikayesi olan Bright Star, Keats’in uzaklarda, yavaş ve acıklı ölümü ile sonlanırken Fanny birlikte geçirdikleri son aksam ağlıyor; ‘Başka bir hayat olmalı, yalnızca böylesine bir acı için yaratılmış olamayız..’. Keats kelebek tozu gibi uçup giderken, ardından 12 yılı aşkın süre yüzüğünü taşıyan ve yasını tutan Fanny’e firakın acısını, ve sonradan içlerinde “the Ode to a Nightingale / Bülbüle ağıt” gibi tüm zamanların en büyük ustalık eserleri arasına girecek şiirlerini bırakıyor. Kendi ifadeleriyle “Ağaçlara yaprağın gelişi kadar kolay gelmeli şaire şiir,” ve bir o kadar kolay geliyor insana ölüm, birkaç bahar izleyecek kadar çabucak…

Taglines: First Love Burns Brightest

Posted in: Filmler